Dünya deneyimleri Diyarbakır'da buluştu: Barışın ortak yol haritası konuşuldu
Diyarbakır'da düzenlenen uluslararası barış konferansında, Türkiye'nin barış süreci ile İrlanda, Bask Bölgesi ve Kolombiya deneyimleri ortak bir zeminde tartışıldı. Konuşmacılar, kalıcı barış için yasal güvencenin, toplumsal katılımın, kadınların müzakere süreçlerindeki rolünün ve sivil toplumun etkinliğinin belirleyici olduğuna dikkat çekti.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, İnsan Hakları Derneği (İHD) ile Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu tarafından düzenlenen "Türkiye'de Toplumsal Barış Süreci ve Dünya Örnekleri: Zorluklar, İmkânlar, Beklentiler ve Sonuçlar" başlıklı konferans, oturumlarla sürüyor.
‘Güvenlik eksenli dil kaygı yaratır’
Konferansın "Türkiye'de Güncel Durum" başlıklı ilk oturumunda değerlendirmelerde bulunan DEM Parti Milletvekili ve İmralı Heyeti Üyesi Prof. Dr. Mithat Sancar, barış süreçlerinde kavramların ve isimlendirmenin hayati önem taşıdığını vurguladı. Sancar, şu ifadeleri kullandı: "Sürece koyduğunuz isim, yaptığınız işin niteliğini ve topluma verdiğiniz mesajların içeriğini doğrudan etkiler. Bu nedenle meselenin yalnızca 'terör' kavramı ve güvenlik eksenli bir dil üzerinden yürütülmesi, toplumdaki endişe, kaygı ve şüpheleri büyütür. Bu sürecin 'Barış ve Demokratik Toplum Süreci' olarak nitelendirilmesi gerekir."
'Çatışmadan hukuka geçişin kritik bir kavşağındayız'
Türkiye'deki modelin, dünyadaki silahsızlanma ve entegrasyon süreçlerinden farklı olarak silah bırakmayı sürecin başına koyduğunu belirten Sancar, bu yaklaşımın çatışmayı sona erdirerek çözümün önünü açmayı hedeflediğini söyledi. Bunun toplumda bazı soru işaretleri oluşturmasının doğal olduğunu ifade eden Sancar, Türkiye'nin şu anda çatışmadan hukuka ve şiddetten siyasete geçişin yaşandığı kritik bir kavşakta bulunduğunu vurguladı.
‘Yasal güvence acelecilik değil zorunluluktur’
Sürecin kalıcı ve sağlıklı bir zemine oturması için silahsızlanma ve toplumsal entegrasyon süreçlerini kapsayan yasal bir çerçevenin şart olduğunu dile getiren Sancar, yasa taleplerinin bir "acelecilik" olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı: "Güvenceler güveni yaratır. Yeniden entegrasyon dediğimiz süreç çok boyutlu, kapsamlı ve zorlu olacaktır. Buna sınırlı bir görev tanımı içinde yaklaşmak doğru olmaz. Bireylerden kurumlara kadar hepimize çok önemli görevler düştüğünün dikkate alınması gerekiyor. Çıkarılacak yasalar sürece yapısal bir güvence sağlayacaktır."
Uluslararası deneyimler: İrlanda, Bask Bölgesi ve Kolombiya
Konferansın, İHD Eş Genel Başkanı Oya Ersoy’un moderatörlüğünü üstlendiği ikinci oturumunda "Kuzey İrlanda (IRA), İspanya (ETA) ve Kolombiya (FARC-EP) Süreçleri" başlığı altında dünyadaki farklı barış ve çatışma çözümü deneyimleri paylaşıldı.
İrlanda deneyimi: Hayırlı Cuma Anlaşması bir başlangıçtı
Sinn Féin Yasama Meclisi Üyesi Gerry Kelly, İrlanda’daki barış sürecinin önce kamuoyunda yoğun şekilde tartışıldığını ve karşıt görüşlere rağmen kararlılıkla yürütüldüğünü aktardı. Kelly, süreci şu sözlerle özetledi: "Birleşik İrlanda argümanını barışçıl bir yolla devam ettirmek istedik. Taraflar, askeri olarak birbirini yenemeyeceğini anladığı noktada başka yöntemler devreye girdi. Nihayetinde imzalanan Hayırlı Cuma Anlaşması her şeyin çözümü değildi, sadece ileriye gidecek yolun başlangıç noktasıydı. Eski savaşan taraflar olarak birbirimize güvenmememiz normaldi ama diyalog anlayışını hep sürdürdük. Sürecin bütününe güvendiğimiz için kesintilere rağmen bu yolu ilerletmeyi başardık."
Bask Bölgesi: Sivil toplum süreci devraldı
EH Bildu Uluslararası İlişkiler ve Politika Sorumlusu Igor Zulaika Zurimendi, Bask Bölgesi ile İspanya hükümeti arasındaki tarihi çatışmalara ve müzakere deneyimlerine değindi. İlk denemenin başarısız olmasının ardından dersler çıkardıklarını belirten Zurimendi, ETA'nın silahsızlanma sürecine dair şunları söyledi: "ETA, 2010 yılında silahsızlanma kararı aldığında Nepal modelini örnek alarak silahları mühürledi. İspanya hükümeti bunu kabul etmeyince, 2016'da ETA sürecin sorumluluğunu Bask sivil toplumuna devretti. Sivil toplum kontrolü eline aldı ve süreci halklaştırdı. Bir kural belirlemiştik: Hiç kimse geride bırakılmayacak ama hiç kimse de bu sürecin dışında kalmayacak. Bask halkı bu sürecin en büyük öznesi oldu."
Zurimendi, Bask ülkesinde herkes için daha iyi yaşam koşulları hedefiyle barışa yatırım yapılması gerektiğini belirterek, bunun saflıktan değil, tüm halklar için en doğru yol olduğuna inandıklarını ifade etti. Zurimendi, adaletin, hakların ve eşit imkânların herkes için güvence altına alınmasının kalıcı barışın temel koşulu olduğunu vurguladı.
Kolombiya deneyimi
Oturuma çevrim içi (Zoom) bağlantıyla katılan siyasetçi ve eski FARC-EP komutanı Victoria Sandino da Kolombiya'da yürütülen barış görüşmeleri, zorluklar ve elde edilen kazanımlara dair deneyimlerini aktardı. Konferansta anlatılanların çok önemli dersler içerdiğini ve diğer halkların kendi arayışlarında yol gösterici olduğunu dile getiren Sandino, şöyle konuştu: "Neden müzakere ediyoruz? Mesela Kolombiya’da bazı yapısal sorunlar var; devasa bir toplumsal eşitsizlik, siyasi şiddet ve aynı zamanda çözümlenmemiş yapısal sorunlar, çatışmaların dışa vurumu olmaya devam ediyor. 50 yılın ardından ne hükümet ne de ordu bizi alt edebildi, biz de bir direniş olarak bu devleti devirmeyi başaramadık. Bunun diğer tarafında da milyonlarca mağdur var."
‘Kadınların katılımı barış gündeminin genişletilmesini sağladı’
Bir müzakerenin yalnızca silahlı taraflarla sınırlı kalamayacağını vurgulayan Victoria Sandino, Kolombiya'da mağdurlar, toplumsal hareketler, yerli halklar, köylüler, üniversiteler ve kadın örgütlerinin ulusal forumlar aracılığıyla sürece katıldığını söyledi. Kadınların aktif katılımının en önemli gelişmelerden biri olduğunu belirten Sandino, bu süreçte toplumsal cinsiyet alt komisyonunun kurulduğunu, toplumsal cinsiyet perspektifinin ilk kez barış müzakerelerine dâhil edildiğini ve kadın haklarının gündeme taşındığını ifade etti. Sandino, kadınların sürece katılımının barış gündeminin kapsamını genişlettiğini vurguladı.
‘Bir garanti gerekli’
Oturumun son konuşmacısı, 32 yıl cezaevinde kalan Muhittin Altun, DDR tecrübesinin daha çok silahların bırakılması ve kurumsal değişimle sınırlı kaldığını, bu yaklaşımın eksik olduğunu vurguladı. DDR'den faydalanılabileceğini ancak daha geniş kapsamlı bir bakış açısına ihtiyaç olduğunu belirten Altun, şunları söyledi: "Bu bakış açısını 3. ufuk olarak tanımlamak istiyorum. Kürtler mücadeleleriyle varlıklarını ortaya koydular. Bu ontolojik inançla silahsız da devam edebiliriz diyorlar; kendilerine inanıyorlar. Bunun için bir garanti gerekli. Garanti olmadan adım atamazlar. Demokratik entegrasyon meselesinde karşılıklı değişim ve dönüşüm var. Kürtleri dışlayan sistem de değişmeli. Hakikat rejimleri değişmeli. Onlar değişirse güven olur."














